Doğum zamanı yaklaştıkça verilmesi gereken en önemli kararlardan biri de doğum için hangi yöntemin seçileceğidir. Normal doğum mu, sezaryen mi; eğer sezaryense epidural mi, spinal mi?.. Ya da suda doğum mu yapmalısınız?.. Doğumunuzu şansa ve sadece doktorunuzun inisiyatifine bırakmadan önce bilmeniz gerekenleri sizler için araştırdık…
Dokuz ayın sonuna doğru stres katsayıları iyice artan anne adayları, hem dinledikleri korku dolu hikayeler ve olumsuz anılar, hem de doğum yöntemlerinin çeşitliliği sözkonusu olunca tam bir kaos yaşar. Aslında, kulaktan dolma doğum hikayelerini fazla ciddiye almadan, doğum yöntemleriyle ilgili bilgi sahibi olmak; güvenle doğuma girmenizi sağlayacak en önemli adımdır. Normal (vajinal) doğum, sezaryenle (genel anestezi ile) doğum, epidural anestezi ile doğum, spinal anestezi ile doğum ve suda doğum yöntemlerine dair kararınızı etkileyecek bilgileri bu yazıda okuyabilirsiniz.
NORMAL DOÄžUM
Normal doğum, son adet tarihinden itibaren hamileliğin 38. ve 42. haftaları arasında, anne rahminin kasılmasıyla birlikte bebeğin dışarı doğru itilerek, vajinal yoldan doğmasıdır. Bu doğum, ilk hamileliği olan kadınlarda yaklaşık 12 saat, daha önce doğum yapmış kadınlarda ise yaklaşık 8 saat kadar sürer. Normal doğumda öncelikle doğum sürecinin başlayıp başlamadığı saptanır. Şöyle ki;
- Düzenli ve ritmik gelen doğum ağrılarının (rahim kasılmalarının) sıklığı ve şiddeti giderek artar. Ayakta veya yatarken ağrının şiddeti değişmez.
- Kanlı, sümüksü bir akıntı gelir. Genellikle bu işaretten 12 ila 24 saat sonra doğum ağrıları başlar.
- Suyun gelmesi bazen doğum ağrıları başlamadan oncedir. Ardından da, genellikle 24 saat içerisinde doğum ağrıları gerçekleşir.
Doğumun başladığını gösteren bu belirtilerden herhangi birinin ardından, hastanede anne adayının muayenesi yapılır. Tansiyonu, nabzı ve ateşi ölçülür. Ayrıca, bebeğin doğum kanalına geliş pozisyonu, rahim ağzı açıklığı, su kesesinin ve bebeğin sağlık durumu değerlendirilir. Bebeğin doğum kanalına giriş şekli saptanır. Bebekler genellikle baş kısımlarıyla doğum kanalına girerler. Doğum başladığında yapılan bu ilk muayene ve doğum öncesi dönemde saptanan bulgularla, doğum şeklinin sezaryen mi normal doğum mu olacağına karar verilir.
Normal doğumun avantajları
- Doğal ve ucuz bir yöntemdir.
- Ameliyata bağlı riskler taşımaz.
- Kan kaybı sezaryene oranla çok azdır.
- Doğum sancılarının bebeğin akciğer olgunlaşması üzerinde olumlu etkileri vardır.
- Doğum sonrası iyileşme daha çabuk olur.
- Normal doğumda annenin ölüm oranı sezaryene göre daha düşüktür.
- Normal doğumdan sonra vücudun (özellikle karın bölgesinin) normal şekline dönmesi sezaryene oranla daha hızlı olur.
- Normal doğumda dikiş gerkmişse (epizyo) biraz ağrı olması normaldir. Fakat. genelde tamamen ağrısız bir lohusalık dönemi yaşanır.
Normal doÄŸumun dezavantajları    Â
-Â Her ÅŸeyin yolunda gittiÄŸi bir doÄŸumda bile her an bir problem geliÅŸebilir.
- Normal doğum sırasında çıkabilecek en basit bir sorun bile, bebeğin oksijensiz kalmasına ya da bebeğin doğum kanalı içerisinde ilerlemesinin durmasına neden olabilir.
- Sonuçta, bebeğin çıkışta sıkışıp kalması ve vajinada yırtıkların meydana gelmesi olasılıklar içindedir.
- Normal doğum karın bağlarının sarkmasına zemin hazırlar.
- Karın bağlarının ve de yırtıkların iyileşme sürecinde cinsel hayat olumsuz etkilenebilir.
- Annenin kan veya şeker hastası olması durumunda, ağrı sonucu anne ve bebek arasındaki oksijen alışverişi azaldığından, bebek için tehlike söz konusu olabilir.
- Doğum ağrılarının uzun sürmesi annenin fiziksel ve psikolojik olarak yorulmasına neden olur. Anne adaylarının normal doğumdan korkma nedenlerinin başında, 12 saate kadar uzayabilen doğum sancıları gelir. Fakat, gelişmiş anestezi teknikleri sayesinde ağrısız doğumlar söz konusudur.
- Ikınma dönemi uzun sürerse, iki ve daha fazla sayıda doğum yapmış annelerde, ileri yaşlarda idrar kaçırma ve büyük abdesti yapmada zorluklar yaşama gibi sıkıntılar olabilir.
SEZARYENLEÂ DOÄžUM
Sezaryenle doÄŸum, bir anlamda ameliyatla doÄŸumdur. Genel anestezi kullanılır. Anne adayının koluna serum takılır. Göbek altına kesik yapılarak sıvı boÅŸaltılır ve rahme ulaşılarak bebek çıkartılır. Ardından da kesik dikilir. Toplamda 1 saat kadar süren bir iÅŸlemdir.Â
BebeÄŸin ters gelmesi durumunda, pelvis (cinsel organların yerleÅŸtiÄŸi bölge) yapısının vajinal doÄŸuma uygun olmadığı durumlarda, çoÄŸul hamileliklerde, bebeÄŸin hayatının riske girmesi durumunda (kordon dolanması, plasentanın doÄŸumdan önce ayrılması vb. sebeplerle), anne adayının yaşının 35’ten büyük olduÄŸu durumlarda, anne adayına daha önceki doÄŸumunda sezaryen uygulanmış ise, hamilelik kanamalı ve tehlikeli geçmiÅŸse, bebeÄŸin başının ya da kilosunun normalden büyük olması halinde; genellikle sezaryen en güvenilir doÄŸum yöntemi olarak karşımıza çıkar.Â
Sezaryenle doğumun avantajları
- Günümüzde tıbbın geldiği nokta, cerrahi operasyonların yarattığı riskleri en aza indirdiğinden, sezaryen, apandisit ameliyatı kadar kolaydır. Bu nedenle, çeşitli sebeplerle normal doğum yapmak istemeyen anneler için, sezaryen adeta bir can simiti özelliği taşır.
- Anne adayı anestezi olduğu için normal doğumdaki gibi acı çekmez.
- Normal doğumlarda sıklıkla karşılaşılan perine (vajinanın dışında kalan deri) yırtıkları sezaryenle doğumda olmaz.
- Sezaryenle doğumda, bebek, doğum kanalı travmalarına maruz kalmazken, anne de bazen 10 ila 20 saat sürebilen yıpratıcı durumu yaşamamış olur.
Sezaryenle doğumun dezavantajları
- Sezaryenle doğumda anne ölüm oranı, normal doğuma göre daha yüksektir.
- Sezaryenle doğum, normal doğum yapmadıkları için bazı kadınlarda bebeğiyle yeterli yakınlığı kuramamasına neden olabilir. Bu, hem psikolojik, hem de ağrılar sonucu oluşan fiziksel bir süreçtir.
- Sezaryenle yapılan doğumlarda bebeğin doğuma hazır olduğunu gösteren işaretler (kasılmalar, suyun gelmesi gibi) beklenmediğinden erken doğum (prematürelik) vardır.
- Akciğerlerde bulunan sıvının sezaryenle atılamaması doğumdan sonra bebeklerde solunum sıkıntısı yaşanmasına neden olabilir.
- Sezaryen ameliyatı sonrası annelerde ameliyat bölgesindeki ağrının yanı sıra, genelde bağırsaklarda da gaz sancısı olur.
- Sezaryenle doğumda, normal doğuma oranla annenin ağrıları daha yoğundur. Ve iyileşmesi daha uzun sürer. Özellikle ilk gün, kuvvetli ağrı kesiciler alınmasını gerektirir.
- Sezaryende hastanede kalma süresi normal doğuma oranla daha uzundur ve ücreti de daha yüksektir.
EPİDURAL (AĞRISIZ) DOĞUM
Normal doğumun yaratacağı sancıyı çekmek istemeyen ya da sezaryenle doğumun her aşamasını izlemek isteyen anne adaylarının tercih ettiği bir yöntemdir. Epidural anestezide, kadın doğuma çok rahat bir şekilde girer, çünkü acı ve ağrı çekmeyeceğini bilir. Bele yapılan bir iğne ile uyuşturulan sinirler, rahat bir doğum sağlar. Genel anesteziden farkı, anne adayının doğum sırasında uyanık olmasıdır. Böylece doğum olayını fazla acı çekmeden izleyebilir ve bebeğini hemen kucağına alabilir.
Bu işlem sırasında, anestezi uzmanı tarafından, anne adayının bel bölgesine, lokal anestezi ile tükenmez kalem içinin 10-15’te biri kalınlığındaki katater (vücutta bir boşluğa yerleştirilen araç) takılır. Kataterden ağrı kesici ilaç verildikten 10-15 dakika sonra rahmin kasılmasına bağlı ağrılar tamamen geçer.
Epidural anestezinin avantajları
- Genel anestesi değil bölgesel anestezi sözkonusu olduğundan, narkoz riski yoktur.
- Anne adayı hem ağrı çekmez, hem de doğumu izleme şansını elde eder, stresi azalır.
- Anne ağrı çekmediğinden nefes alışverişi daha düzenlidir.
- Uygulama belden aşağı yapıldığı için, bu yöntemin felç yapabileceği söylentiler arasıdadır. Fakat, böyle bir risk kesinlikle yoktur. Çünkü, yapılan işlem, sadece sinirlerin etrafına verilen bir ilaçtan ibaret, sanıldığı gibi sinirlere dokunulmuyor.
Epidural anestezinin dezavantajları
- Epidural anestezi sonrasında hasta, özellikle ayağa kalktığı zamanlarda enseden başlayan bir baş ağrısından şikayet edebilir. Bu ağrılar, genelde doğumdan 1 gün sonra başlayıp, 3-4 gün sürebilir. 2 haftaya kadar uzadığı vakalar da vardır.
- Epidural anestezide anne belden aşağısına da hakimdir, fakat hissetmez. Dolayısıyla anne, doğum sancısını hissetmez. Rahim ağzı 3-4 santim açılmadan, ilaç verilirse, doğum sancıları etkilenebilir. Ve bu durum, doğum eylemini yavaşlatır.
- Tansiyonun düşmesi, bulantı, baş dönmesi, nabızda yavaşlama, ısı düşmesi, titreme ve bel ağrısı gibi şikayetler görülebilir.
- Epidural anesteziyi aşırı kilolu hamilelere uygulamak zor olabilir.
SPİNAL ANESTEZİ İLE DOĞUM
Sezaryende kullanılan üç anestezi yönteminin sonuncusu spinal anestezidir. (Diğerleri yukarıda bahsetmiş olduğumuz genel anestezi ve epidural anestezidir.) Spinal anestezide, yine belden aşağısının uyuşması için omuriliğin hemen dışından ağrı kesici bir iğne yapılır. Ve iğnenin etkisi 1 saat içinde geçer. Sezaryen bir ameliyat olduğundan, cerrahi ve ameliyat komplikasyonlarının, spinal anestezide de ortaya çıkabileceği gözönünde bulundurulmalıdır.
SUDA DOÄžUM
Suda doğum, ilk olarak Rusya’da gündeme gelmiş ve daha sonra Avrupa’da (özellikle İngitere’de) yayılmış; 2-3 yıldır ülkemizde de ender de olsa uygulanan bir yöntem. Suda doğumun gerçekleştiği yer, çocuk havuzundan çok da farklı değil. Anne adayı bütün ağrısını dışarıda çekip, bebeğini havuzda doğuruyor. Ya da tüm ağrıyı havuzda çekip, bebeği dışarıda doğurabiliyor. Tabii, annenin eğer isterse hem sancıyı, hem de doğumu suda yaşaması mümkün. Suda doğumun normal doğumdan farkı, suyun kaldırma kuvvetinin ve suyun ısısının (38 derece) anneye verdiği rahatlıktır. Bu rahatlığın aynı zamanda havuzun içinde kolay hareket edebilme özgürlüğüyle de birleşmesi gerekir.
Bir anne adayının suda doğum yapabilmesi için, bebeğinin çok büyük olmaması, dünyaya gelişiyle ilgili herhangi bir problemle karşılaşılmamış olması, sıvısının iyi olması, kan akımında bir problem olmaması, hamileliğe eşlik eden herhangi bir hastalığın (kalp, şeker, astım gibi) olmaması ve en önemlisi bebeğin başının doğum kanalında olması gerekir.
Sonuçta, gerekli şartlar oluşturulduğunda ve önlemler alındığında, suda doğumun aslında çok doğal bir yöntem olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü normal doğumda, bebek dünyaya geldiğinde direkt olarak ışıkla, hastane ortamının yoğunluğuyla vb. karşılaşır. Suda doğumda ise, çok daha rahat ve yumuşak bir ortam, en önemlisi de anne karnındaki ortama benzeyen bir ortam söz konusu. Böylece, hem annenin hem de bebeğin yaşadığı travmalar en aza iniyor. Fakat, suda doğum yönteminin ölümcül komplikasyonlara yol açabileceği endişesini taşıyan uzmanlar da yok değil.
56 views
Kızlık zarının bilinen tıbbı bir görevi yoktur. Bariyer görevi yapıp kısmen vajinal enfeksiyonlardan koruduğu düşünülsede gerçek bir fonksiyonu yoktur.Günümüzde ve toplumumuzda kızlık zarının tıbbı fonksiyonundan ziyade sosyolojik ve adli öneme sahiptir. Deri kıvrımı şeklinde olan bu doku vajen girişinden yaklaşık 1-1.5 cm içeridedir.
Kızlık zarının ön yüzü deri yapısında,arka yüzü ise mukoza ile kaplıdır.Bağ dokusu ve damardan oluşan bu ince zar,çocukluk çağında daha sert ve kalındır.Ergenlikten itibaren hormonların etkisi ile yumuşayıp esneklik kazanmaktadır.Zarın ortası adet kanamasını dışarı atılmasını sağlayacak şekilde açıktır.Çok ender olarak doğuştan kızlık zarı tamamen kapalı olabilir.Yeni doğan veya 2-3 yaşına kadar fark edilirse krem tedavisi denenebilir.Krem tedavisine cevap vermeyen veya ergenliğe kadar bu durum fark edilmemişse operasyonla kızlık zarı açılır. Kızlık zarının ortasındaki açıklık veya delik,yapı ve şekil olarak kişisel farklılıklar içerir.Bu yapı ve şekil farklılıkları Hymen türlerinin belirlemesinde kullanılır.Kızlık zarının kalınlığı ve elstikiyeti kişiden kişiye değişmekle birlikte ilk cinsel ilişkiye izin verecek kadar esnek olması ender görünen bir durumdur.
Bazende kızlık zarı esnek olmayıp ilk birleşmede kanama beklendiği halde kanama olmaz.Yine nadir görülen bu durum kızlık zarının içerdiği kılcal damarların az olması ile açıklanır.
İlk cinsel birleşme veya yabancı cisim girişi ile kızlık zarı bir veya birkaç yerinden zedelenip yırtılr.Bu sırada az miktarda kanama meydana gelir.Nadiren ilk birleşmeye takiben bir http://www.hamilemiyim.net iki gün daha hafif kanama olabilir.İlk birleşmedeki bol miktarda kanama nadiren kızlık zarının yırtılmasından kaynaklanır.Genellikle bu durum coit yırtığı dediğimiz vajen doku harabiyeti sonucu gelişir. kanamanın durmaması halinde mutlaka bir jinekoloğa başvurması önerilir. Kızlık zarının ne zaman bozulduğunu saptamak istendiğinde birleşmeden sonra en geç 3-4 gün içinde bir jinekoloğa başvurulması gerekmektedir.Bu süre geçtiği takdirde kızlık
zarının ne zaman bozulduğunu saptamak mümkün olmaz.
Kızlık zarı muayenesi:
Tecrübeli bir jinekolog tarafından yapılan kızlık muayenesi çok kısa süren hastaya her hangi bir ağrı hisettirmeyen bir muayenedir.Bazen hastalar muayene sırasında kızlık zarı zedelenmesinde endişe duymaktadır.Halbuki kızlık zarı muayenesi herhangi bir alet kullanmadan sadece o bölgenin gözlenmesi ile yapılmaktadır ve muayene sırasında kızlık zarına zarar vermek imkansizdir.Deneyimli bir jinekolog kızlık zarı muayenesinde kişinin bakire olup olmadığını veya daha önce herhangi bir müdahale geçirip geçirmediğini hemen teşhis eder.Nadiren bazı kişilerde kızlık zarı doğuştan çok derin çentiklere sahip olup bekaretin bozulmuş izlenimi uyandırabilir.Çok ender rastlanan bu durumda daha detaylı bir muayene ile tanı konulmaktadır.
Kızlık Zarı Tamiri
Kızlık zarı tamiri adını verdiğimiz bu işlemin yapılabilmesi için herhengi bir ön koşul aranmaz. Kişinin daha önce kaç kere ilişkide bulunması hatta normal doğum yapması bu işlem için engel teşkil etmez.Kızlık zarının onarıldığı ancak kadın-Doğum uzmanı tarafından anlaşılabilir. Bu işlem genellikle evlilik tarihi belli olmayan, Bekaretinin Kaybetmesi ile büyük psikolojik travma yaşayan kişilerde yapılır.Fakat bu işlemin yapılabilmesi ve sonuç alınabilmesi için bir takım ön koşullar gerekir.Bu koşular özetlenirse: Kişinin daha önce mükerrer ilişkide bulunmaması, kızlık zarının yapısı bu şekildeki estetik müdaheleye uygun olması. Kısacası kalıcı kızlık zarı onarımının kararını kadın-doğum uzmanı hastayı muayene ettikten sonra verebilmektedir. Bu şekilde elde edilen yapay bekaretin hukuki,ahlaki yönleri tartışılmakla birlikte bazen Kadının gerçek mağduriyetini (Tecavüz olayları,psikolojik travmalar vs) gidermekte, bazende Bekaret nedeniyle cinayetlerin görüldüğü toplumlarda hayat kurtarıcı olmaktadır.
36 views
Gebelikte kanamalar
Gebeliğin hangi haftasında meydana gelirse gelsin vajinal kanama mutlaka doktor değerlendirmesi gerektiren bir durumdur. Kanamanın çok hafif olması ya da bir süre sonra kendiliğinden kesilmesi, doktor kontrolünden vazgeçmek için bir neden teşkil etmemelidir.
Tanım
Gebe uterusunun serviksle birleştiği bölgeye alt segment adı verilir. Bu bölge uterus kaslarının bittiği ve serviks bağdokusun başladığı ara bölgedir. Bu ara bölgede ilerleyen gebelikle çok önemli değişiklikler meydana gelir. Uterus büyüdükçe alt segment gevşer ve serviksin yumuşamasına katkıda bulunur. Doğum eylemi başladığında bu bölgedeki gevşeme en üst seviyeye ulaşır.
Normal ÅŸartlarda uterusun yukarı kısımlarında yerleÅŸen ve geliÅŸen plasentanın çeÅŸitli nedenlerle alt segmente yerleÅŸmesi plasenta prevya (previa:latince “yolu tıkayan”, burada yol-doÄŸum kanalıdır) olarak tanımlanır. Plasenta prevya’nın en büyük tehlikesi ciddi olabilen kanamalara yol açması ve bebeÄŸin doÄŸum kanalına girmesine engel olmasıdır.
Plasenta prevya alt segmenti kısmen ya da tümüyle kapatarak bebeğin uterustan doğum kanalına girmesine engel olur. Bu durumlarda doğum eylemi başladığında doğum kanalına giremeyen bebeğin doğumu yalnızca sezaryenle gerçekleşebilir.
Alt segmentin gelişme ve yumuşama sürecinde plasentanın alt yüzünde bulunan damar uçları açıkta kaldığında kanama başlar. Alt segment yumuşaması ne kadar fazla ve ne kadar hızlı olursa (doğum eylemi başlaması bu süreci çok hızlandırır) kanama da o kadar şiddetli olur. Plasenta alt segmentin üzerine tümüyle oturmuşsa hayatı tehdit eden kanamalar ortaya çıkabilir.
Bazı gebeliklerde erken dönemlerde servikse yakın bir yerleşim gösteren plasenta uterusun büyümesiyle serviksten uzaklaşabilir. Bu yüzden plasenta prevya tanısı genellikle 26-28. haftadan sonra kesinleşir.
Placenta previa kimlerde ve neden olur?
İmplantasyon (döllenen yumurtanın uterusa yerleşimi) uterusun en verimli ve en uygun bölgesinde gerçekleşir. Genellikle çok geniş bir endometrium alanında embriyonun yerleşecek bir yer bulması çok zor olmaz. Ancak daha önceden geçirilen şiddetli endometritler (endometrium (rahim iç tabakası) enfeksiyonları), endometriumun yapısını bozan myom gibi kitleler ya da çok fazla sayıda doğum ya da kürtaj endometriumun bazı alanlarını embriyonun yerleşmesine elverişsiz hale getirir.
Endometriumda kendine yerleşecek yer arayan embriyo son çare olarak uterusun en alt kısmına kadar gider ve gebeliğin ileri dönemlerinde alt segment haline gelecek yerde yerleşerek büyümeye başlar. Servikal kanala yakınlığına göre kanalın girişini kısmen ya da tam kapatacak şekilde yerleşim gösterdiğinde plasenta prevya meydana gelir.
Plasenta prevya her gebelikte ortaya çıkabilir. Ancak özellikle aşağıdaki risk faktörlerini taşıyanlarda daha sık gözlenir:
Â
| çok sayıda doğum yapmış olanlar; | |
| düşük ve kürtaj sayısı fazla olanlar; | |
| çoğul gebelik taşıyanlar; | |
| iki gebelik arası süresi kısa olanlar; | |
| uterusa ait tümörleri olanlar (myom-özellikle endometrium tabakasına yakın yerleşim gösteren submüköz tipte olanlar); | |
| uterusta doğumsal bazı gelişim kusurları olanlar; | |
| geçirilmiş endometrit öyküsü olanlar; | |
| ileri anne yaşı olanlar; | |
| şiddetli kansızlığı olanlar; | |
| fetusun uterusta anormal yerleÅŸimi (makat ya da yan duruÅŸ); |
Bir kez plasenta prevya oluÅŸtuÄŸunda diÄŸer bir gebelikte tekrarlama riski 12 kat artar.
Plasenta prevyaların %4′ünde placenta accreata (plasenta akreata) adı verilen riskli bir durum meydana gelir.
Placenta akreata plasentanın uterusun lifleri arasına yerleşmesi durumudur. Bazı durumlarda plasenta özellikle eski sezaryan kesisinin bulunduğu bölgeye yerleşirse uterusu o bölgeden delerek ciddi kanamalara ve fetusun ölmesine yol açabilir. Placenta akreata doğum sonrası plasentanın ayrılmaması ve aşırı kanama olmasıyla kendini belli eden ve uterusun ameliyatla alınmasına (histerektomi) kadar gidebilen ciddi bir durumdur.
Belirtileri
Plasenta prevya en sık 34. gebelik haftasından sonra ortaya çıkan ağrısız kanama şeklinde belirti verir. İlk kanama cinsel ilişkide, vajinal muayene esnasında ya da durup dururken olabilir. Kanamanın nedeni olgunlaşmaya başlayan alt segmentin üstünde yer alan plasentadaki kan damarlarının açılmasıdır. İlk kanama bazen çok şiddetli de olabilir. Plasenta prevyada en sık düzensiz aralıklarla ortaya çıkan ve kendiliğinden duran ancak cinsel ilişki, aşırı yorgunluk gibi durumlarda tekrarlayan kanamalar söz konusu olur.
Bazı durumda plasenta prevya plasentanın erken ayrılmasına neden olur.
Tedavi yaklaşımı
Tüm kanamalı gebelerde alınan ilk önlemler alınır. Ağır kanama ile seyreden durumlarda eğer kanama önlemlerle durdurulamıyorsa gebelik haftası ne olursa olsun sezaryenle doğum gerçekleştirilir.
Sezaryende genellikle alt segment insizyonu tercih edilir. Gebeliğin ufak olduğu ve alt segmentin henüz gelişmediği durumlarda, yan duruşta, ya da plasentanın alt segmente kesi yapmayı engelleyecek yerleşimde olması durumunda klasik insizyon ile doğum gerçekleştirilir.
36. gebelik haftasından sonra ortaya çıkan kanamalarda bebek “olgunlaÅŸmış” kabul edildiÄŸinden genellikle sezaryen için fazla beklenmez.
36 haftanın altındaki gebeliklerde kanama hafifse veya önlemlere cevap veren bir kanama söz konusuysa anne adayının durumu tümüyle kontrol altında tutularak bebeğin olgunlaşması için bir süre beklenebilir. Bekleme sürecinde akciğer gelişimini teşvik etmek amacıyla kortizon uygulaması yapılabilir.
Bekleme sürecinde anne adayına kaybettiği kanı tamamlamak için haftada 2-3 üniteden daha fazla kan verilmesi gerekirse genellikle daha fazla beklenmeden doğum gerçekleştirilir.
Plasenta prevya erken doğum tehdidi zemininde de kanamaya başlayabilir. Bu yüzden uterusta kasılma saptanırsa, yani kanamayla beraber erken doğum eylemi bulguları varsa tokoliz (doğum eyleminin durdurulması) denenir.
Anne adayı ile eşi arasında Rh uygunsuzluğu söz konusuysa mutlaka koruyucu amaçlı Anti-Rh immunglobulini (Rhogam®) uygulanır.
22 views