Hangi kadınlar daha zor hamile kalır?

default

Ne kadar süre hamile kalınamazsa doktora başvurulmalı? Önceden düşük yapmış kadınlar daha mı zor hamile kalır ?

Hangi kadınlar daha zor hamile kalır?
Anne adayının aşırı kilolu olması, adetlerinde düzensizlik olması, aşırı uzun veya ağrılı adetler görmesi, sivilce problemi, saç dökülmesi, adet düzensizliği gibi problemleri olması, diyabet hipertansiyon hastası olması, kalp damar sistemi hastalıkları taşıması veya lupus dediğimiz sistemik kollajen doku hastalıklarına sahip olması hamile kalmayı zorlaştıran faktörler arasındadır.

Erken tanı tedaviyi kolaylaştırır
Bu konuda tereddüdü olan ya da kullandığı ilaçların sakıncaları olabileceğini düşünen anne adaylarının bir an önce hekime başvurarak jinekolojik kontrollerinin yaptırması gerçekten çok önemli.

Hormonal düzensizliklerin düzene sokulabilmesi için birtakım medikal ilaç tedavileri, eğer jinekolojik bir problemi varsa miyom gibi, kist gibi rahatsızlıkların cerrahi yöntemlerle çözülmesi sağlanabilir.

Ne kadar süre hamile kalınamazsa doktora başvurulmalı?
Genel olarak kabul edilebilir süre 12 aydır. Döllenebilirlik sağlıklı bir çift için 1 ayda sadece % 25 oranındadır. Bu oran göz önüne alındığında % 85 oranında çift 8-9 ay içerisinde gebe kalabilecektir.

12 aydan sonra hamile kalamadıysanız doktora başvurun

Bu konuda toplumumuzda çok ciddi aile baskısıyla, çevre baskısıyla çok erkenden doktora başvuran çiftler olabiliyor. Yani 2. veya 3. korunmadığı ayda ‘neden gebelik olmuyor?’ diye doktora başvuran çiftler görüyoruz bazen. Dolayısıyla 12 ayın üzerini çizmemiz çok önemli. Ancak, 12 aydan uzun süredir düzenli ve olması gerektiği gibi, olması gerektiği sıklıkta ilişkide bulunan bir çift gebe kalamıyorsa o zaman acaba bir sorun mu var akla gelir.

Yalnız şunu da söylemek gerekir ki 35 yaşın üzerindeki hastalarımız veya gebe kalmasına engel teşkil eden bir durumu olduğunu bilen hastalarımızın tabi bu 1 yılı beklemeleri gerekmiyor. Onlar zaman kaybetmemek açısından daha kısa sürelerde hekime başvurabilirler.

Psikolojik nedenler hamile kalmayı zorlaştırır mı?

Ağır stres altında kalmak sebepler arasında. Ağır stresin yumurtlama fonksiyon bozukluğu yaratabildiğiyle ilgili birtakım çalışmalar var. Yine tüplerde geçici spazma yol açabildiği ve buna bağlı olarak olumsuz etkileri olabileceği üzerinde de yayınlar var.

Psikolojik sorunlar cinsel isteği azaltabilir

Bunun yanı sıra birtakım ağır depresyon geçiren hastalar veya daha ağır psikiyatrik hastalığı olan hastalarda kullanılan ilaçların libido dediğimiz cinsel isteği düşürücü yönde etkileri olabiliyor, bu konuda hani negatif etkilenme söz konusu.

Kullanılan bazı ilaçlar sırasında gebeliğe bizim izin vermediğimiz durumlar da olabiliyor. Dolayısıyla eğer herhangi bir psikiyatrik problem varsa bunun gebelik öncesinde halledilmeye çalışılması tabi ki daha çok tavsiye ediliyor. Ağır kronik stres altındaki hastaların da bu süreçlerinin geçmesinden sonra daha rahat, daha huzurlu bir gebelik elde etmesini tavsiye ediyoruz.

Önceden düşük yapmış kadınlar daha mı zor hamile kalır?
Önceden düşük yapmış kadınlar daha zor hamile kalmazlar, gebe kalabilirliklerinde herhangi bir farklılık olmaz. Fakat gebe kaldıklarında gebeliğin sağlıklı bir şekilde devam edebilmesinde birtakım sorunlar yaşama olasılıkları var.

Tekrarlayan düşükleri olan kadınlar dikkat etmeli
Özellikle 3 ve 3′ten fazla düşük yapmış, hasta grubunda sorunlar yaşanabilir. Ama tek bir kere düşük yapmış ve herhangi bir sağlık problemi saptanmamış olan hastalarda ne gebe kalabilmede ne de gebelik sırasında herhangi bir zorlanma beklemeyiz.

Tekrarlayan düşükleri olan hastalara özellikle kadın doğum uzmanına başvurmalarını ve gerekli testleri yaptırmalarını öneriyoruz.

Kaynak: internethaber

110 views

11 Mayıs 2010
Okunma 110
bosluk

Hamilelik sırasında 10 tehlike işareti

default

130740 150x150 Hamilelik sırasında 10 tehlike işareti

Hamilelikte istenmeyen durumların birçoğu olay ortaya çıkmadan önce uyarı sinyalleri verir. İşte hamilelikte karşılaşılan 10 tehlike işareti
 
Hamilelikte istenmeyen durumların birçoğu olay ortaya çıkmadan önce uyarı sinyalleri verir. Bu belirtileri iyi bilmek hayat kurtarabilir. İşte Hamilelik sırasında 10 tehlike işareti:

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Alper Mumcu ‘tehlike işaretlerini’ anlattı.

1. Kanama:

Düşük tehlikesi, ablasyo (bebek henüz doğmadan plasentada ayrılma sürecinin başlaması), hormonal kanamalar, implantasyon kanaması (döllenen yumurtanın rahimduvarına yerleşmesiyle oluşan bir kanama).

2. Pelvik ağrı ya da karın ağrısı:

Düşük tehlikesi, dış gebelik, ablasyo, yumurtalık kistleri, erken hamilelikte rahmin büyümesine bağlı gerilme ağrısı.

3. Geçmeyen sırt ağrısı:

Düşük, erken doğum tehdidi, idrar yolu enfeksiyonları, hamilelikte görülen normal ağrılar.

4. Sıvı gelmesi:

Erken doğum tehdidi, zarların erken açılması, düşük, idrar kaçırma.

5. Sağ üst karın bölgesinde şiddetli ağrı:

Hellp Sendromu (Hamileliğin anne hayatını da tehlikeye atabilen en önemli komplikasyonlarından birisi hamileliğe bağlı hipertansiyondur. Kısaca PIH olarak adlandırılan bu durumun en ileri formu ise Hellp Sendromu’dur).

6. Ellerde ve yüzde aşırı ve ani şişme:

Hamileliğe bağlı hipertansiyon, normal şişlikler.

7. Şiddetli baş ağrısı:

Hamileliğe bağlı hipertansiyon,migren, sinüzit, diğer baş ağrısı sebepleri.

8. Görme bozuklukları:

Hamileliğe bağlı hipertansiyon. Hipertansiyon yoksa diğer nedenler araştırılmalıdır.

9. Rahimde kasılma ve sertleşme:

Erken doğum, mide problemleri.

10. Fetal hareketlerin olmaması:

Bebeğin sıkıntıda olması, fetal ölüm, bebeğin uyku hali, plasentanın ön tarafta yerleşmiş olması.

PANİK YAPMAYIN

Dr. Alper Mumcu “Sürekli bebeğiniz için endişelenip panik yapmayın. Çünkü rahat bir hamilelik geçirmenin en önemli şartı stresten uzak durmak” diyor.

96 views

1 Mayıs 2010
Okunma 96
bosluk

Sezaryen mi normal doğum mu?

default

130740 150x150 Sezaryen mi normal doğum mu?

Bir anne adayının en zor kararıdır. Peki hangi durumda hangi doğum türü tercih edilmeli? İşte yanıtı ve ikisi arasındaki farklar…
 
Ülkemizde neredeyse her iki doğumdan biri, sezaryenle gerçekleşiyor. Anne adaylarının sezaryeni tercih etmesinin nedenlerinin başında ise, çevreden duydukları doğum öyküleri geliyor. Normal doğum ile ilgili anlatılan doğum anıları doğum korkusuna, doğum korkusu da sezaryene olan talebi artırıyor. 

 

Gelişmiş ülkelerde yüzde 15-25 düzeyinde olan sezaryen ile doğum oranı Türkiye’de yüzde 50’ye çıkıyor. Anne adaylarının sezaryen ile doğumu tercih etmelerinde tıbbi gereklerden daha çok, korkular rol oynuyor. Doğumun 8-15 saate yayılan bir eylem olması ve ağrı korkusu, kadınları sezaryene itiyor. Ancak kadın doğum uzmanları bu durumun normal doğum lehine değişmesi gerektiğini belirtiyorlar. Acıbadem Kadıköy Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Tolga Ergin, “Normal doğumun sevdirilmesi, yaygınlaştırılması ve komplikasyonlarının engellenmesi, doğumu olması gerektiği gibi icra eden doğum uzmanlarının sayesinde olacaktır” diyerek, hamile ile doktoru arasında kurulacak güvene dayalı ilişkinin, korkuların üstesinden gelmede yardımcı olacağını söylüyor. Doğum şeklinin hamileliğin son aylarına bırakılmadan 20-24. haftalardan itibaren konuşulması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Ergin, doğuma hazırlık kurslarının da büyük önem taşıdığını anlatıyor ve ekliyor: “Burada en büyük sorun anne adayının korkusu. Daha önce doğum yapmış annelerin anlattığı doğum anıları, anne adayının korkmasına ve sezaryene meyil etmesine neden oluyor. Doğum eylemi uzun bir süreç ve doğum ağrısı, hakikaten şiddetli bir ağrıdır. Ancak bu ağrı nedeniyle sezaryeni tercih etmek doğru değil. Çünkü ağrısız normal doğum yapmak mümkün. Epidural anestezi sayesinde anne adayları ağrısız doğum yapabilirler. Epidural anestezi, doğum eyleminde veya sezaryen operasyonunda ağrı hissini ortadan kaldırmak için kullanılan özel bir bölgesel anestezi şekli. Genel anesteziden farkı, anne adayının işlem esnasında uyanık olması ve etrafında olup bitenleri tümüyle algılaması”.

Normal doğumun; ağrıların başladığı, rahmin gereken açıklığa ulaştığı, bebeğin ve plasentanın doğduğu üç evreye ayrıldığını anlatan Doç. Dr. Ergin, ağrı kesmede altın standardın epidural anestezi olduğunu vurguluyor. Epidural anestezi, omuriliğe belirli bir mesafede takılan katetere verilen ağrı kesici ile gerçekleştiriliyor. Ağrısız doğum için diğer bir seçenek ise suda doğum. Her Kadın-Doğum uzmanının eğitimini, normal doğum üzerine aldığını, dolayısıyla bu yöntemi desteklediğini vurgulayan Doç. Dr. Ergin, “Doğum yöntemine anne adayı ile birlikte karar verirsiniz, ancak onu zorlayamazsınız” diyor.

SEZARYEN ÇEŞİTLİ RİSKLER TAŞIYOR

Doğum süreci başladığında anne ve bebek de yakından takip ediliyor. Standart olarak annenin karnına takılan alıcılarla bebeğin kalp ritminin izlendiğini anlatıyor ve şöyle devam ediyor: “Bebek doğrudan da takip edebiliyor. Annenin rahim ağzı açıklığı belirli bir safhayı geçtikten sonra, bebeğin başına takılan elektrotlarla oksijen alımını ve kan akımını görebiliyor. Problem olduğunda, anında sezaryen yapabiliyor. Eğer hamilelik sırasında sezaryene karar verildiyse, bebeğin 39. haftadan önce alınmaması gerekiyor, aksi takdirde bebeklerde akciğer sorunu görülebiliyor. Sezaryeni “Pubik kemik denilen kemiğin 2-3 cm. üzerinden yatay olarak yapılan bir kesi” olarak tanımlayan Doç. Dr. Ergin, karın katlarının ardından uterusun kesildiğini ve bebeğin doğumunun bu yolla gerçekleştirildiğini söylüyor. Gelişen ameliyat teknikleri ve anestezi, iyileştirme süreçlerini etkilese de, sezaryende enfeksiyon, kanama ve pıhtılaşma sorunu görülme riski daha yüksek oluyor.

NORMAL DOĞUMUN AVANTAJLI

“Adı üstünde normal doğum” sözleriyle normal doğumun avantajlarından bahseden Doç. Dr. Tolga Ergin, “Sonuçta bu zamana kadar tüm memelilerin yaptığı doğum yöntemi. Anne çok çabuk iyileşiyor,  hemen ertesi gün bebeğin bakımı ile yakından ilgilenebiliyor. Hemen bebeğini emzirebiliyor. Bütün doğum sürecini yaşayan anne, duygusal açıdan yüksek bir seviyeye çıkıyor, özgüveni artıyor ve bu durum ona, psikolojik olarak avantaj sağlıyor.” diyor.

SEZARYEN GEREKTİREN DURUMLAR

Doğrudan sezaryen uygulanması gereken durumlar:

• Plasentanın önde olması ya da bebekten erken ayrılması.

• Bebeğin ters gelmesi.

• Annenin ıkınmasını engelleyecek kalp sorunları yaşaması.

• Bebek kordonunun önden gelmesi.

• Çok küçük ya da çok iri bebek.

• Uterusa miyomların alınması vs. gibi daha önceden cerrahi bir müdahale yapılmış olması.

• Aktif herpes (uçuk) bulunması.

Normal doğum başlamışken sezaryen yapılması gerektiren durumlar:

• Bebeğin oksijen alımının ve kalp ritminin bozulması.

• Baş, pelvis uyumsuzluğu denilen bebeğin başı ile annenin kemik yapısının uyuşmaması durumu.

• Rahim ağzının yeterli açıklığa ulaşmaması.

• Mekonyum, yani bebeğin ilk kakasını anne karnında yapması.

42 views

1 Mayıs 2010
Okunma 42
bosluk
Son Yazılar FriendFeed
reklam
seo kitabi
reklam
reklam

Tavsiye Bağlantılar